Soft Commitment #207 | Dönüşen iş pazarı, 'screen-aware' uygulamalar ve AI adoption'ın geleceği
Onlarca içgörü, ürün ve haber sizi bekliyor. Son on beş güne Soft Commitment bakışı atmaya hazır mısınız?
Soft Commitment’ın 207. sayısından herkese merhaba!
Soft Commitment Podcast
Şu meşhur Spotify yıl sonu raporunda gördüm ki Soft Commitment Podcast, en çok dinlediği podcast olan 160, ilk 5 podcastten biri olan 600, ilk 10 podcastten biri olan ise 1000 kişi var. Teşekkürler!
Soft Commitment #207’yi, bizzat benim sesimle eğitilmiş bir yapay zeka modelinin yaptığı seslendirmeyle dinlemek isterseniz:
Rastlamanızın pek kolay olmadığı konu, ürün ve içgörülerle, zihninizde daha sonra birleştirmeniz için çok sayıda nokta oluşturmaya çalışacağım.
Son 15 güne Soft Commitment bakışı atmaya hazır mısınız?
Soft Commitment’ı ilgisini çekeceğini düşündüğünüz arkadaşlarınızla paylaşmayı da lütfen unutmayın.
Beraber ve sayenizde büyüyorum/z.
Keyifli okumalar,
🔮 Soft Commitment Signals
Adına ‘Soft Commitment Signals’ dediğim bu bölümde, AI dünyasında biraz da olsa erken keşfettiğim yenilik ve içgörüleri sizlere aktaracağım. Kısa, hap bilgi şeklinde. ‘Zaten bir hayli hızlı değişen dünyada bunlar ne kadar anlamlı olacak?’ dediğinizi duyar gibiyim; lakin bir okuyun, bence iş yapış şeklinizde ve geleceğe olan hazırlığınızda önemli içgörüler olacak nitelikteler.
1- AI paradigmasında iş pazarı yeniden yazılıyor: İşe alım, güven katmanı ve memnuniyet…
Hiring manager’lar artık günde bin başvuru görüyor ve bunların yalnızca 2 tanesini ilgili buluyor. Inbound başvurular, adayların neredeyse tamamen AI kullanmasıyla iyice değersizleşmiş durumda. Öyle ki, uzaktan görüşmeler esnasında herkes bir AI aracı kullanıyor, görüşmelere direkt bir başkasını sokanlar da var. Referans kanalı her rol ve pozisyon için artık tek çare gibi duruyor. Bu arada referans derken; görüşmenin en son aşamasında olan, hormalite icabı görüşmelerden değil; öneriyle gelen isimlerden söz ediyorum. Şirketler nitelikli aday bulamadığı gibi, aynı zamanda nitelikli adaylar da yanıt alamıyor.
Diğer yandan; çalışanların şirketlerdeki genel memnuniyetini belirleyen bir numaralı faktör de; kişinin kendisini AI ile güçlenmiş mi ya da sarsılmış mı hissettiği üzerinden okunmaya başlanıyor. Ne kariyer yolu, ne şirketin performansı ne de maaş 1. sırada…
Özetle; AI ile başvurular ve işe alım süreci, gürültüden arındırılamıyor; iyi isimler farkedilmiyor, tek çare referansa kalıyor. İçerideki çalışanlarınızın da şirketinizden memnuniyetini, AI ile olan kişisel münasebetleri belirliyor. Uçtan uca bir dönüşüm…
İş pazarı demişken; LLM şirketleri de yakın geçmişin çok yüksek profilli kurucularını, ‘sıradan’ roller için işe almaya devam ediyor. Monzo ve GoCardless gibi Avrupa’nın en başarılı 10 fintech girişiminden 2’sini kuran, uzun bir süredir YC group partner’lerinden biri olan Tom Blomfield, Anthropic’e katıldı. Kendisi bu kararını, Availability of Compute problemi için çalışmak istemesine bağlıyor.
Son bir ilginç not ise; Ramp’ın AI harcaması verileriyle, Revelio’daki istihdam verilerini birleştirmesiyle ortaya çıkmış. Kısaca; daha fazla token harcaması yapan şirketler aynı zamanda daha fazla işe alım yapıyor. Üstelik bugünkü iş ilanlarına değil, geçmişteki AI harcamalarına bakınca da ortalama üzerinde kalan şirketlerin çalışan sayısılarında artış görmek mümkün.
2- AI’ın bundan sonraki büyük kırılımı: Modelleri şirketlere yerleştirmekte (AI Adoption)
OpenAI’ın erken aşama yatırımcılarının bugünkü yatırımları model şirketleri değil de, bu modelleri şirketlere en pürüzsüz şekilde yerleştirecek, daha önce üzerinde durduğum FDE (Forward-deployed Engineering) yapısındaki AI Adoption şirketleri.
Benzer bir şekilde Microsoft da gün geçtikçe daha da iyi bir hale getirdiği kurumsal AI ürünlerinin şirketlere entegrasyonu için 6 bin mühendis aloke etmiş. 1990’larıda IBM’in işlettiği playbook geri geliyor. En az o dönemli kadar büyük bir pazar var burada..
3- Veri katmanındaki sıkışma, en az “compute” kadar önemli
AI’da tartışma compute ve parametre etrafında dönerken; asıl değerin kamuya açık olmayan verilerde olduğuna dair oldukça ikna edici bir tweet’e denk geldim.
Sonuçta kamuya açık ve kaliteli, insanlar tarafından oluşturulan verinin bir sonu var. Ve tüm modeller de aynı havuzdan besleniyor, bu veri setinin sonuna geldik bile.
Özel iş akışlarına dair, insanların kafasında duran örtük bilgiye erişim ise önümüzdeki 3 yılda 10 kat büyüyen bi pazar olacak gibi duruyor. Zira modellerin başarında da bu veri setini ulaşmak çok önemli bir avantaj.
Bu alanda hem dijital (belirli meslek gruplarına göre dikeyleşen…) hem de fiziksel AI’daki iş kollarına göre ayrışan verileri, modellere uygun hale getirecek girişimlerin önü açık, az da olsa böyle örneklere rastlamaya da başladık. Sadece veri miktarı da değil, veri kapsaması buradaki asıl darboğaz. Tabii dijital ile fiziksel iş kolları kadar, şirketlerin kendi içindeki verilerle kendileri için model hazırlaması da bir başka konu.
Dikkatimi çeken AI ürünleri
1- Blank Canvas Problem
Bugün ürününe AI özellikleri eklemek isteyen şirketlerin çoğunda konu, şuraya geliyor: ChatGPT’ye çok benzeyen bir arayüzü kullanıcıya sunmak.
Halbuki kullanıcıya ‘ne yapmak istiyorsun?’ diye sorup bir chatbot (evet, arkasında kural bazlı bir sistem yok, üretken bir yapay zeka var ama kimse oraya ne yazacağını bulamıyor ki…) vermektense asıl yapılması gereken; kullanıcılar uygulamayı her açışta ne yapıyorsa, bunları birer başlangıç noktası olarak almak, yani özelleşmiş agent’lar oluşturmak.
Kısacası; kullanıcıyı yalnız bırakmayıp yönlendirmek, ve bunu da hazır soru kalıpları koymadan, kullanıcı bazlı ihtiyaçlara göre yapmak gerekiyor. Üstelik; bu ihtiyaçların arkasındaki akışları, uçtan uca çalışır hale getirerek….
Peki bir örnek var mı, evet, Gusto size ilham verebilir.
2- Wispr Flow killer: Willow
Hafta içinde lansman yapan Willow Voice, Wispr Flow’un ücretli sunduklarını oldukça benzer bir kalitede ve ücretsiz olarak sunuyor.
Willow ilk denemelerinde hiç fena değil, bu arada Willow’da da ücretli bir seçenek de var (daha iyi modele erişime yarıyor), ama asıl soru ne kadar gerek duyarsınız?..
En azından ücretleri de düşününce; Willow hedefine ulaşmış gibi duruyor. Willow veri güvenliğini de ayrıca ücretsiz paketin içinde sağladığını söylüyor.
3- HeyClicky, konuşmadan metine dönerken ekranı da okuyor
Yine bu hafta içinde lansman yapan bir başka speech-to-text ürünü olan HeyClicky ise screen-aware dictation yapıyor. Yani speech-to-text işlemi sırasında ekranınıza da okuyor, ve böylece daha kompleks işlemler yapabilmenize yarıyor. Hatta bayağı bir kompleks.
Mesela ekranınızda açık bir websitesini inceleyip, sorduğunuz spesifik bir soruya yanıt bulmasını ve bu yanıtı e-posta taslağı haline getirmesini isteyebiliyorsunuz. Ya da daha basit bir örnek; Wispr Flow veya Willow’da ekranda duran e-postayı okuyup, ona yanıt vermeniz gerekiyorsa, bunu yazarak değil konuşarak yapıyorsunuz. HeyClicky’de ise yanıt verirken; ‘ne diyeceğimi bilemedim ama şu tonda yuvarlak bir mesaj yaz’ gibi bir şey demeniz de yeterli oluyor, HeyClicky sizin için mesajı yazabiliyor.
Screen-awareness konusunu iOS’in yeni versiyonunda göreceğiz ve öyle görünüyor ki hayatımıza girecek bir alışkanlık olacak.
HeyClicky’yi muhtemelen gelecekte güzel bir demo olarak hatırlayacağız. Bu arada HeyClicky anlatırken çok güzel, ama performans olarak hala bazı çözülmesi gereken eksikleri de var.
Son olarak HeyClicky ile ilgili söylemeden geçemeyeceğim; son zamanlarda en iyi onboarding sürecini yaşadım ve en iyi konuşan founder’ı izledim. Ayrıca HeyClickly, bir YC girişimi.
4- Eren Bali’nin Monogram’ı
Monogram’ı hala aktif olarak kullanan var mı? Tabii ki şirketin aldığı değerleme ve tura dahil olan yatırımcılar Bali’nin track record’ını düşününce çok normal; ama karşımızda LLM’inizi bırakıp başka bir uygulamayı kullanmaya değecek bir fikir mi var yoksa güzel bir demo mu? Ki böyle demoları da bu satırlarsa sizlere aktarmıştım; hatta ürün değil, protokol seviyesinde bu yaklaşımı ortaya koyan işler de vardı: A2UI.
Benzerlerinin olması aslında bir konu değil, ama demo demişken Monogram’ın aslında ilk olmadığını da belirtmek istedim.
Size daha önce aktardığım örneklerden biri olan Nothing’in Essential Apps’inin benzeri bir altyapıyı açık kaynak olarak yayınlayan AppLess de ilginizi çekebilir. Hatta kendileri Monogram’ın lansmanı sonrası platformu açık kaynak kodlu hale getirmişler.
AppLess gibi örnekler, AI arayüzünü grafiklerle desteklemiyor, girdiye göre anlık adeta bir uygulama üretiyor. AppLess’e GitHub üzerinden de ulaşabilirsiniz.
Kısalar…
İki birbirinden güçlü pazarlama fikri, Avrupa özelinde bir AI odaklı gelecek senaryosu ve çok daha fazlası hemen aşağıda…
LinkedIn bir startup tarafından nasıl kullanılmalı? Sorunun yanıtını Zapier en güzel şekilde vermiş. İlk iki çeyrekte 17 milyon görüntülenme, LinkedIn’den gelen $1.5m büyüklüğündeki pipeline... Liderlik takımındaki dokuz kişinin içeriklerini tamamen farklı persona’lara hedefleyen Zapier bir yana, Türkçe içerikle 700 bine tek başına ulaşan ben bir yana demeyeceğim tabii; diyeceğim o ki Türkiye’deki B2B’lerin de örnek alması dileğiyle.
SaaStr’ın inbound agent’ı fiyatlandırma sayfalarında duran ‘bize ulaşın’ formunu AI ile görüştürerek, potansiyel müşterilerin anlık olarak agent ile konuşarak ihtiyaç dinlemiş, sorulara yanıt vermiş ve sonunda toplantı organize etmiş. 2 milyon adet oturumda; 614 qualified lead ve ortalamada $85k kontrat büyüklüğü gibi metrikler var. Günümüzün ‘hızlı akan’ dijital ortamlarında anlık konuşamadığınız müşterinin, anlık yanıt aldığı rakibinize gitmesinin önüne akıllıca bir bariyer…. Yalnızca toplantı ayarlayan bir agent düşünmeyin bu arada; müşterinin ihtiyacına göre yönlendirme de yapabiliyor.
Europe 2031, kıtanın AI’daki yanlış politika ve okumalarına devam etmesi halinde 2031’de ne kadar güçsüzleşebileceğini anlatan bir gelecek senaryosu. Aslında bir ‘böyle devam edersek n’olur?’ yazısı. Avrupa’nın bugünün compute kapasitesinde %5’te kalışı ve halihazırdaki yatırımlarla bu oranı ileride de arttıramayacağı gerçeği en dikkat çelen yer belki de. Çip, enerji, yetenek ve compute alanlarında öne çıkan az sayıdaki ülkenin güçlerini birleştirmesi, regülasyonların durduran değil de alan açan hale gelmesi, dramatik bir şekilde artması gereken hem compute hem enerji yatırımları ise öne çıkan öneriler. Önerilerin uygulandığı senaryoda bile ABD’li LLM şirketlerine yetişilemeyeceğinin kabul edilmesi ise ne diyeyim; ‘acı gerçek’.
ABD ve Batı Avrupa’nın temsil edilmediği yirmi dokuz ülkeden oluşan konsorsiyum kuruldu: World AI Cooperation Organization. Çin, Rusya ve Brezilya öne çıkan bazı isimler. Gelişmekte olan ülkelerin AI paradigmasında geri kalmaması ve ortak bir takım düzenleme ve standartlara sahip olmak ise temel amaçlar.
Apple da Çin de Apple Intelligence’ı Alibaba ve Baidu ile beraber hayata geçirmiş. Alibaba’nın Qwen’i Apple’ın en çok kullanacağı model ailesi olacakmış.
Dünyanın en çok sayıda startup’a evsahipliği yapan bölgesi Delaware’de, AIC yani Artificial Intelligence Company kurulmasına dair bir teklif sunuldu. AI agent’ların yöneteceği şirketlerde AI kontrat imzalayabilecek, taşınmaz mülklrin sahibi olacak. Konunun hukuki boyutu için de önerilen bir sandbox’ın kurulması.
Hermes AI Agent platformunun çatı şirketi Nous Research, $75m yatırım alarak $1.5b değerlemeye ulaştı. Hermes, yatırımla beraber muhtemelen B2B büyümeyi odağına alacak.
Haftaiçinde Anthropic’in basılı kitapları piyasadan topladığı ve AI’ını eğitmek için milyonlarca kitabı tarayıp sonrasında ‘yaktığına’ dair sosyal medyada bir gündem oluştu. The Washington Post’un 27 Ocak 2026’da yayınladığı bir habere göre evet “Project Panama” ismiyle Google Books’un eski yöneticisi Tom Turvey’i işe alan ve milyonlarca kitabı çok sayıda tedarikçiden toplayan Anthropic’in, kitapları yakması dışında anlatılanlar doğru gibi. En azından TWP’un mahkeme dosyalarına dayanan haberinde de geçiyor. Bu arada kitaplar yakılmamış, geri dönüşüme gönderilmiş. :) Peki Anthropic bunu neden yaptı? Sevgili Fatih Güner’in de bir ara gündem yaptığı gibi; insanların ana dillerinde yazılan içerikler, edebi olarak bugünün çok ötesinde olan yayınlar LLM’lerin eğitilmesinde oldukça önem arz ediyor. Diğer yandan konu, LLM şirketlerinin (frontier AI labs) hem lokalizasyon ve kalitelerini arttırırken hem de telife ‘takılmamaları’ konusu, daha doğrusu düpedüz usülsüzlükleri. Kaçınılmaz son; ‘hadi kitapları dijitale aktardın, sonra neden geri dönüşüme gönderdin?’ diye sormadan edemiyor insan. Şaka bir yana bunun asıl sebebi çok muhtemelen kitap kapaklarının hızlı tarama işlemi için kesilmesi ve kitabın fazlasıyla deforme olması gibi duruyor.
Bu arada hani belgelerde hikayenin gerçek sonu kapanışta yazar ya; bu hikayenin sonunda Anthropic’e ne oldu dersiniz? Şirket, ABD tarihindeki en büyük uzlaşmalardan birine giderek $1.5b ödemeyi kabul etti, ama bu geri dönüşüme giden kitaplar için değil, korsan yollarla dijitalde indirdiği kitaplar için. Mahkeme, bu fiziksel kitapları satın alındıkları için ‘adil kullanım’ olarak değerlendirdi.
VC’ler AI paradigmasında nasıl çalışıyor?
İlk başlarda ilgiyle takip ettiğim ama sonrasında içerik olarak ‘bozulan’ Data Driven VC isimli e-bülten, Landscape 2026 raporunu yayınladı. Raporun odağında tabii ki AI var, Soft Commitment bakışıyla öne çıkardıklarım şunlar oldu:
VC’lerin kendi süreçlerinde AI kullanmalarında temel motivasyon verimlilik değil, alpha’yı bulabilmek, yani alışılmışın dışında sonuçlara ulaşabilmek.
VC’lerin AI ile beraber şu beş sınıfa sokulduğu ayrım kulağa iyi geliyor, ülkemizde örneğin en iyi örneklerde 3. aşamada kalıyoruz:
Old-school VC: Anam-babam usülü, 2010’lardaki gibi.
Productivity VC: Intelligence yok, ama birbirleriyle konuşan araçlar var.
Workflow VC: Daha yalın takımlarla, intelligence’ın da (ChatGPT ya da Claude ile) olduğu akışları çalışma sistemine entegre edebilenler.
Fullstack VC: Kendi mühendislik takımları olan, kendi tech stack’ini inşa eden, işte yukarıdaki alpha’yı bulmaya çalışan ekipler.
Quant VC: Human-in-the-loop olarak, ama çoğu kararı AI’a aldırabilne, adeta otomatize bir yapıya geçebilenler.
Rapora katkı sunan 300’ün üzerindeki geneli Avrupa merkezli VC’lerde ortalama 15 çalışanda bir, yazılım geliştiriciye rastlıyoruz. Yazılım geliştirici demişken; VC’ler %50 oranla önümüzdeki bir sene içinde ekibe geliştirici eklemeyi planlıyor, junior bir pozisyon için plan yapma oranı ise %2.
Çoğu VC LLM’leri birlikte kullanıyor olsa da Claude, %90 ile pazar lideri, ChatGPT %73 ve Gemini da %56.
Power Law burada da var, top %1’e giren VC’ler çalışan başına aylık AI için $7.5k harcıyor, median’da $11, top %10’a girenler ise $600.
Peki tüm bunlar girişimciler için ne demek? Agent-led Growth stratejisi, sizi sadece müşteriye değil, aynı zamanda yatırımcınıza da götürebilir demek. Raporu inceleyip, Avrupa’da yaygın olarak kullanılan araçları görebilir, demo hesaplarla kendinizin nasıl göründüğüne bakabilirsiniz örneğin.
‘Bi garip’ AI donanımları: AI Coding için mikrafon ve klavyeler…
Daha önce hem e-bültende hem de Twitter’da AI Coding sayesinde ofis tasarımlarının değiştiğinden; yeni nesil mikrafon ve pedal gibi donanımların hayatımıza gireceğinden bahsetmiştim. Ve bu hafta iki ilginç ürün birden çıktı karşıma, üstelik birisi OpenAI’dan.
İlk olarak; ofiste çalışma arkadaşlarınızın ‘speech to text’ yapıp kod yazdırırken oluşan gürültü kirliliğinden etkilenmemesi için tasarlanan kulaklık, maske gibi ağıza takılıyor, sesi abzorb ediyor. $300’lık fiyat etiketine sahip olan ürün; gerçek değilmiş gibi dursa da gerçek, hatta bir test videosu bile yapılmış. Evet ne kullanışlı ne de hijyenik duruyor ama problem baki.
Daha dikkat çeken ürünse OpenAI imzalı Codex Micro, $230 ve çoktan stock-out.
Cihaz üzerinde hem speech to text için bir mikrafon var hem de özelleştirilebilir tuşlar var, amaç biraz verimlilik, ama bence çok daha fazla bir koleksiyon ürünü olması. Tam manasıyla kendisine ‘programlanabilir klavye’ deniliyor.
$230 dolarlık bu cihazı OpenAI kaç tane satacak da kar edecek, biraz koleksiyon ve biraz da hoşluk ürünü. Hadi biraz da PoC diyelim. Ben bu açıdan bakınca beğendim. Codex Micro’yu tabii ki Jony Ive’ın ekibi geliştirmemiş, ürün Work Louder ile yapılan bir collab aslında.
OpenAI, donanım ve Jony Ive demişken de; şirketin büyük AI donanımının bir akıllı hoparlör olacağına dair The Verge’de bir iddia ortaya atıldı. Detaylarını bilemesem de ‘akıllı hoparlör’ gibi başarılamayan ve denenmiş bir kategoriye girilmesi bende büyük bir hayal kırıklığı oluşturur…
Kapanış…
Soft Commitment’ın 207. sayısı da burada sona erdi.
Buraya kadar okuduysanız, en az bir arkadaşınızla da paylaşmanızı bekliyorum. :)
Fikir ve önerilerinizi benimle paylaşmak için, direkt bu e-postaya yanıt verebilir veya LinkedIn üzerinden bana ulaşabilirsiniz.
208. sayı 4 Ağustos Salı günü, her zamanki saatinde, e-posta kutunuzda ve favori podcast uygulamanızda olacak.
Sevgiler.


