Soft Commitment #199 | "Make Something Agents Want"
İlgimi çeken AI ürünleri, fikir arayana önerilerim, ‘korunaklı’ fikir bulma rehberim, OpenClaw neyin PoC'siydi, Prediction Markets fırsatları, Stripe devinin hikayesi...
Soft Commitment’ın 199. sayısından herkese merhaba!
İki küçük not; 200. sayıyı kutlayacağımız Soft Commitment Meetup’ın detayları çok yakında sizlerle. Ayrıca Soft Commitment AI’ı bu sayıyla da çoktan besledik. Lansmandan sonra tabii ki ilk günkü etkileşim çok yüksekti, lakin güzel haber şu ki 2. günden itibaren büyüme devam ediyor. NotebookLM çok sınırlı istatistik veriyor, lütfen nerede ve ne için kullanıyorsunuz, nasıl verim alıyorsunuz benimle paylaşın.
Soft Commitment Podcast 🎙️
Şu meşhur Spotify yıl sonu raporunda gördüm ki Soft Commitment Podcast, en çok dinlediği podcast olan 160, ilk 5 podcastten biri olan 600, ilk 10 podcastten biri olan ise 1000 kişi var. Teşekkürler!
Soft Commitment #199’u, benim sesimle eğitilmiş bir yapay zeka modelinin yaptığı seslendirmeyle dinlemek isterseniz:
Rastlamanızın pek de kolay olmadığı konu ve içgörülerle, zihninizde daha sonra birleştirmeniz için çok sayıda nokta koymaya çalışacağım. Son 15 güne Soft Commitment bakışı atmaya hazır mısınız?
Dokuz senedir devam eden ve son sayıdan sonra aramıza katılan 146 kişiyle beraber 9.381 teknoloji sektörü çalışanının takip ettiği Soft Commitment’ı, iş arkadaşlarınıza forward etmeyi ve paylaşmayı ihmal etmeyin.
Keyifli okumalar,
İlgimi çeken AI ürünleri, fikir arayana önerilerim ve ‘korunaklı’ fikir bulma rehberi
Hiç vakit kaybetmeden ürünlerle başlayalım…
Herhalde bu listedeki en ilginç ve en çok yatırım alan ürün Taalas’tır. Toronto merkezli şirket, LLM’leri özel tasarladığı silikonların içine gömüyor. Uzaktaki bir GPU’da çalışan LLM’lere kıyasla Taalas; çok daha hızlı, latency neredeyse olmadan ve çok daha ucuza AI kullanıcısı olmanızı sağlıyor. Taalas’ın alamet-i farikası; herhangi bi LLM’i, saniyeler içinde, özel olarak tasarladığı silikonların içinde çalışabilecek hale dönüştürebilmesi. Taalas, bilgisayarınıza bir type-C çıkışı üzerinden bağlanıyor, harici bellek boyutundaki bir cihazla hem internet hem veri merkezi gerekliliğini ortadan kaldırıyor, modellerin de böylelikle çok daha hızlı çalışmasını sağlıyor. Hem kişisel kullanımdaki bazı use-case’lerde anlamlı olabilir hem de AI donanımları ve ileride aslında AI çalıştırmak zorunda olan her donanım için önemli bir alternatif çözüm haline gelebilir.. Tabii bir de; çokça konuşulan yapay zekanın enerji ve sürdürülebilirlik sorularını da Taalas adeta taca atıyor.
A16Z’den erken aşamada $3m yatırım da alan ve bir iOS uygulamaları (Apple Watch, iPad, Apple TV, Apple Vision Pro ve tabii iPhone) geliştirme platformu Rork Max, tarayıcınız üzerinde çalışıyor, uygulama yayınlama sürecine kadar uçtan uca kendi platformu üzerinde yönetiyor.
Yine A16Z’den, ama bu sefer $9m yatırım alan Quiver AI, vector design odaklı bir tasarım ürünü. İlk modeli olan Arrow-1.0 ile görsel ve metinden, .SVG çıktı üretme odaklı çalışıyor ve hiç de fena olmayan çıktılar veriyor. Quiver AI, henüz kapalı beta aşamasında.
Herhalde geliştiriciler kadar AI agent’ların da hedef kitle (agent-parsable) haline geldiği yazılım dokümantasyonu döneminin en önde gelen oyuncusu, Mintlify olsa gerek. Her yönüyle AI destekli ve GitHub entegrasyonuyla beraber otonom çalışabilen bir dokümantasyon aracı olarak dikkat çeken Mintlify’yı denemeye değer.
Daha önce de dikkat çektiğim gibi; eğitim, sağlık, wealth ve daha birçok temel ürün kategorisinde hala bir AI-native oyuncu aklımıza gelmiyor. Superpower isimli şirketin geliştirdiği AI Doctor, sağlık kategorisinde ‘bu ürün’ olur mu onu bilemem; ama böyle bir ürün nasıl olur sorusuna güzel bir çerçeve çiziyor. Tüm sağlık geçmişiniz, laboratuvar sonuçlarınız ve yaşam tarzınız hakkında verilere sahip ve tamamen bu alana özelleşmiş bir yapay zeka temelli sağlık asistanı diyebilirim AI Doctor için. Giyilebilir cihazlarla entegre olabilen AI Doctor’ınız, gerçek bir doktorla konuşmanız gerektiğinde o entegrasyonu da sağlıyor.
Eren Bali’nin yeni girişimi olan Monogram, şimdilik bir landing page ve bir bilgi notundan ibaret. Teknoloji tarihine kısa bir bakış atan Monogram, terminalden başlayarak, bugün geldiğimiz noktadaki kullanıcı arayüzlerine odaklanıyor. Baktığımızda; 1968’de mouse, 1993’de browser ve 2007’de de iPhone, bu alandaki üç büyük devrimi yaptı. Şimdi ise AI ile beraber yeni bir AI-Native UI ihtiyacımızın olduğunu söyleyen Monogram, şimdilik ortaya attığı bu sorunun yanıtını vermiyor.
‘Korunaklı ürün’ nasıl geliştirilir?
Bu iki haftada Anthropic’in her bir duyurusunda borsadaki şirketler %20’lere varan değer kaybetti, yüz binlerce insanın çalıştığı mesleklerin mensuplarının, WhatsApp bildirimleri hiç susmadı ve kimbilir kaç startup ‘öldü’…
‘In Defense of SaaS’, ‘Claude just killed our startup’ ve ‘Google VP warns that two types of AI startups may not survive’ makalelerinden derlemem aşağıda, aklımıza gelmeyecek pek bir nokta yok, ama güzel toparlama:
AI wrapper’lar, birden çok modeli bir orkestrasyonla birlikte tek bir arayüzden sunsalar dahil artık bir startup olarak yatırımcı ilgisini çekmekte ve startup’ın ihtiyacı olan ölçeklenmeye ulaşmakta çok zorlanacak. Bir dikeyde uzman olan ürünşler, AI’ı bir iş akışına entegre eden çözümler, gerçek bi ihtiyaç barındıran bir kullanım senaryosunu AI ile uçtan uca çözen platformlar; bu wrapper’ların, kendi dönüşümlerini yapabileceği bazı alternatif yollar…
“If your features are your moat, you’ve always been in a race.”
Özellikle B2B SaaS’ların asıl değeri markaları yani oluşturdukları güvende gizli. “Salesforce seçen çalışan kovulmaz, ama Salesforce’u vide-code’layan biri kovulabilir.”
Konumuz SaaS ise; SaaS’ların değer ürettiği nokta her ne ise merkezinde veri oluyor. A şıkkı bu veriyi kullanıcıya girdiriyorsunuz; bu noktada bütün mesele switching cost’unuza dayanıyor, müşteri kitlesi ne kadar enterprise ise o kadar markanız ve oluşturduğunuz güven ön planda oluyor. SaaS’ın ihtiyaç duyduğu veri platformun kendisi tarafından oluşturuluyorsa (B şıkkı), örneğin outreach automation tool, o zaman tehlike çok daha büyük.
Mevcut yazılım araçları için Post-AI çağında retention, daha doğru bir ifadeyle switching cost’un yüksekliği en önemli meselelerden biri haline geldi. Örnekle bu noktayı detaylandıralım…
Yukarıda da bahsettiğim gibi outreach automation tool’larında tüm değer aslında prompt’unuz ve kontakt listesinde. Switching cost’un en düşük olduğu yer buralar.
Müşteri destek sistemlerinde geçmiş şikayetlerin verisi ve brand voice gibi konular var. Burada geçiş yapacağınız araç size iyi bir migration deneyimi de sunuyorsa; orta korunaklı bölge.
Korunmayı sağlayan başlıca faktörler ise; prompting ile çözülemeyecek bir konuda training verisi içeren araçlar ve compliance bariyeri de olan regüle alanlar.
Bu çağda (‘SaaSpocalypse’) ürün geliştirmek için fırsatlar nerede?
Kabul biraz clickbait bir başlık oldu, ama kafa açıcı iki içerik paylaşacağım.
İlki; web2 döneminin başında, Craigslist’in anasayfasındaki her bir kategorinin bir iş fırsatı olduğunu söylüyor ve günümüzün fırsat alanları içinse PwC danışmanlık şirketinin anasayfasına bakabileceğimizin pasını veriyor.
İkincisiyse; bugün çalışan AI agent’ların hangi kategorilerde yer aldığını gösteren bir grafik. Grafikte dramatik bir şekilde iki kategori ön planda: yazılım geliştirme ve back-office işleri. Burada da bakacağınız yer aşağıda kalan tüm kategoriler.
OpenClaw: Read & Write & Delegate dünyasının bir PoC’si
Ben geçtiğimiz sayıyı yazıp bitirdikten sonra açıklanan OpenClaw satın almasının üzerinde pek duramamıştım, hızlıca bir Soft Commitment bakışı atalım:
Resmi olarak açıklanmadı ama satın alma için OpenAI’ın $1b ödediği dedikodu şeklinde de olsa konuşuluyor, eğer doğruysa OpenClaw gerçek manada bir tek kişilik unicorn olabilir, her yönüyle bu madalyayı hak edecek bir proje de. Peki böyle bir ürün ve tek kişilik dev kadro Peter Steinberger $1b eder mi, bence bu AI hype’ında eder.
Çoğunlukla OpenAI’ın Codex’ini kullanarak geliştirme yapan Peter, son aylarda hızla büyüyen (son 6 haftada, $1b ARR’dan tam $2.5b ARR’a) Claude Code’a karşı da geliştirici ekosistemine Codex’i hatırlatma noktasında OpenAI için dev bir koz demek. OpenClaw’un bir yavaşlama belirtisi göstermeyen popülerliğini de düşünecek olursak; Sam Altman, Zuckerberg’le de satın alma görüşmesi yaptığına kesin gözüyle bakılan Peter’ı OpenAI bünyesine katarak, önemli bir zafer kazandı desem yeridir.
OpenClaw, ileride çok daha fazla konuşacağımız ve hayatımıza çok derinden girecek olan ‘kişisel AI agent product’ı kategorisinin, iyi bir PoC’si (Proof of Concept) oldu. Neden PoC diyorum; çünkü mass’e yayılabilecek bir üründen söz etmek için henüz erken. Güvenlik, arayüz ve kullanım kolaylığı olarak.
OpenClaw üzerinde geliştirilen bir örnek incelemek isterseniz; bir AI CRM ürünü olan Ironclaw’a bakabilirsiniz.
Son dört-beş yılını sadece ürün geliştirmek, geliştirdiği ürünleri büyütmek ve spor yapmakla geçiren Peter Steinberger, solo-entrepreneur teriminin adeta sözlük karşılığı. Kendisinin OpenClaw öncesi de $200m eden ürünleri olması da cabası. Ayrıca şu da dikkat çekici; kendisi her anlamda bir Avrupalı. Avrupa’dan çıkan en büyük AI ürünü -ve insanı- belki de.
Denk geldiğim güzel bir framework’le devam edelim bu bölüme… OpenClaw tam olarak neyin PoC’siydi:
Web1 → Read (Yahoo, AOL…)
Web2 → Read & Write (Facebook, Twitter, Google…)
Web3 → Read & Write & Own (‘fail’ etti, son kullanıcı adaptasyonu oluşmadı)
Web4 → Read & Write & Delegate (keşfediliyor…)
Personal agent software that you install locally is one of my favorite new metas of 2026. Placing agent power on your own computer empowers every user and I’m so here for that.
Garry Tan (President & CEO @Y Combinator)
OpenClaw’dan bu kadar bahsetmişken şu mükemmel olaya değinmesem olmazdı. ABD’de bir kişi, ABD’nin Sahibinden’i Zillow’da listelenen ilanların her birine ulaşıp ilandaki değerin %70 altını teklif eden bir otomasyon kurgulamış. 400’e yakın ilan sahibine ulaşan bot, bir kişi kendisine ağır hakaretler edince, bot da polise ihbarda bulunmuş. Böyle bir otomasyonu %70 değil de %20 gibi makul bir oranla denesek, eminim ki İstanbul’un bazı bölgelerinde, konu bir ortalama satış tutarının düşüşüne kadar gider…
Prediction Markets fırsatları…
Kalshi ve Polymarket’la ne kadar haşır neşit oldunuz bilemiyorum ama çok sayıda gerçek dünya olayının, insanların gerçek zamanlı olarak yaptıkları bet’lere göre değişen oranlarda birer bahis seçeneği haline geldiği platformlar bir hayli popüler ve gün geçtikçe Robinhood ve Coinbase gibi oyuncuların da ilgi alanına giriyor.
Size asıl değinmek istediğim ise buradaki veriden elde edilebilecek değerler. Zira doğası gereği bu platformlardaki her bir bahis, oyun teorisi gereği insanların söz konusu konudaki gerçek fikirlerini yansıtıyor.
Hafta içinde, tahmin piyasalarındaki 2020’ye kadar uzanan 400 milyon işlemin veri seti public olarak paylaşıldı, hatta linkteki yazı da, hedge fund’ların veri setini tam olarak nasıl işleyebileceğini anlatıyor.
Bir diğer fırsat alanı da, hafta içinde Ethereum kurucusu Vitalik Buterin’in yaptığı açıklamalarda gizli. ‘Vitalik n’laka’ demeyin, çünkü Polymarket on-chain yani zincir üzerinde çalışıyor.
Vitalik, tahmin piyasalarının dopamin miktarı yüksek ama toplumsal bilgi değeri de olmayan bir yere gitmemesi gerektiğini, ve bunun yerine insanların geleneksel piyasalardaki pozisyonlarını hedge’leyebileceği yapıyı kurgulamanın önemine vurgu yapıyor. Örneğin bir toplumsal olayın hisse senedi piyasasındaki yatırımınızı riske soktuğunu düşünüyorsunuz, tahmin piyasalarından bu olayın gerçekleşmesi için bir pozisyon alarak kendinizi bir anlamda hedge’leyebilirsiniz.
Hatta daha da uç bir fikir olarak, insanların harcama ve yatırım sepetlerine bakılarak, kişiselleştirilmiş bir tahmin piyasası bot’u pekala geliştirilebilir. Hatta Vitalik’e göre stablecoin’lerin temelde vaadi insanların gelir istikrarını sağlaması yani bugün satın alabildikleri şeyleri yarın da satın alabiliyor olmak istemeleri.
Tahmin piyasaları kullanılarak stablecoin’lerin bu temel vaadini yerine getirmek bile mümkün.
Tabii Vitalik’in bu fikri de kriptodaki ‘para kazanma arzusuna’ yenik düşmeye bir hayli aday. Çünkü bugün Kalshi ve Polymarket’ın ana gelir kaleme hype’a yatırım yapan ve kaybeden kulanıcılar.
Yani herkesin tek bir amacı var, o da dopamin, toplumsal bir değer peşinde koşan kimse pek yok gibi… Ve tabii bir de alışılageldik piyasalara göre, çok daha baskın bir şekilde dark side’a geçen piyasa yapıcılar var.
Bu bölümü kapatmadan; bilgi asimetrisi geleneksel piyasalarda dolaylı yoldan kayıplara yol açarken; tahmin piyasalarında bu asimetri, çok daha direkt bir etki şeklinde yaşanıyor. Burada baya bir taze örneği de var.
İkincil işlemler ve PE’lerin yükselişi: “VC dünyası değişmeye devam ediyor…”
Soft Commitment’ın en ilgi çeken ve hala en çok okunan yazılarından biri olan ‘VC dünyası değişiyor’ analizimde yazdıklarımın üzerine iki istatistik paylaşmak güzel olacak… Private Market konusu ilgi alanına girenlerin mutlaka ilgisini çekecektir…
VC tarihinde ilk kez, fonların geri dönüşünü sağlayan likitide yöntemleri eşit paylar aldı: M&A - ikincil işlemler - halka arz.
Özellikle ikincil işlemlerin büyümesi, büyük bir değişim ve fırsat penceresi açıyor.
En az bu kadar ilgi çekici bir istatistik de A16Z’den…
Başarısız PE’lerin, başarısız VC’lerden daha çok getiri elde etmesini beklerdiniz di mi, sonuçta VC’ler daha riskli bir yatırım enstrümanı... Ama PE’lerin ve VC’lerin, en iyi %10’a giren fonları, neredeyse aynı getiriyi kazandırmış.
Wealth management ve genel olarak yatırım fonlarına baktığımda şu noktaların ön plana çıktığını görmek zor değil:
K şeklinde bir çizgi oluşuyor. Yani büyük çaplı ve kurumsal fonlar büyürken; daha küçük ve daha az kurumsal fonlar küçülüyor.
Fonların yatırım yaptıkları şirketlerden ilk beklentisi olan operasyonel karlılık barı; her geçen gün yükseliyor.
Wealth management pazarında evet hala public market kadar mı, değil, ama private market odağı artıyor. Bu da evergreen yani geleneksel VC fonlarında olduğu gibi 5-7 yıl ömrü olan fonlar yerine, sürekli girişe açık olan fonlara olan eğilimi arttırıyor.
Post-AI dönemde açık kaynak kodlu yazılıma ne olacak?
Geçtiğimiz günlerde sevdiğim bir yazılımcı arkadaşımdan şöyle bir cümle duydum: “Yakında emekli olurum, emeklilikte de açık kaynak kodlu yazılımlarla haşır neşir olurum şeklinde düşünüyordum, lakin AI elimden bu emeklilik planımı da aldı.”
Gerçekten post-AI’da açık kaynağa ne olacak? Yazılımın kendisi büyük oranda bir nevi ‘kullan-at’ yani disposable bir hale gelirken; açık kaynak kodlu yazılımlar da büyük oranda otonom agent’lar tarafından ‘hayır için mi’ geliştirilecek mesela?
Hemen bir istatistik paylaşıyorum, bu satırları yazdıktan sonra önüme düştü; GitHub üzerindeki commit’lerin şu an %4’ünü Claude Code yapıyormuş. Bu senenin sonu için tahmin %20 dolaylarında.
Ayrıca şuna da mutlaka değinmeli; AI Coding ile beraber Git (yani GitHub) gibi versiyon kontrol sistemlerine de bir ‘dönüşüm’ gerekliliği ortaya çıkıyor. Peki neden? Branch’ler çoğalıyor, repo’lar şişiyor, merge queue’lar sürdürülemez hale geliyor.
Ayrıca açık kaynak kodlu yazılımlara bakış -neredeyse- ‘default trust’ gibi bir yerdeyken, AI Coding sonrası bu yerini ‘default deny’ yaklaşımına bırakmalı.
Açık kaynağa özel yeni fonlama hamlesi
Tam bunları düşünürken; açık kaynak camianın önde gelen geliştiricileri, yanlarına bir VC’yi de alarak Open Source Endowment adlı, kar amacı gütmeyen kuruluşu hayata geçirdiler. Amaç ise açık kaynağın finansman modelini kalıcı olarak çözmek.
Bu proje için aralarında eski GitHub CEO’su ve Supabase kurucusunun da olduğu 50’den fazla bağışçı, $750k toplamayı başardı. Hedef ise yedi yıl içinde $100m.
Fonlanacak projelerin seçim kriteri ise basit: kullanım oranı. GitHub, #81’de sizlere aktardığım gibi neredeyse yedi yıl önce geliştiricilerin bağış toplamalarını sağlayan Sponsors özelliğini devreye almıştı ama beklenen etkiyi yapamadı diyebilirim. Peki bugüne kadar açık kaynağın fonlanmasındaki seçenekler neler: bağış, kullandıkları projeleri fonlayan ya da maaşını ödediği geliştiricileri bu projeye konumlandıran az sayıda da olsa kurumsal şirket, yine sayıları bir elin parmağını geçmeyen vakıflar…
Ocak ayındaki Anthropic örneği bahse değer… Python Software Foundation’a 1,5 milyon dolar bağışlayan şirket, aynı ay içinde 30 milyar dolar yatırım aldı.
Yapılan bir araştırmaya göre, şirketlerin code-base’inin %55’ini kaplayan açık kaynak kodlu yazılımlar, bence arkasında doğru isimler yer alırsa, gerçekten de 100 milyon dolara ulaşabilecek bir fona kavuşabilir.
Universal Basic Income’ın, açık kaynak yazılımlar için olan versiyonuna ihtiyacımız var gibi özetle…
Yetenek savaşı kızışıyor… Neo’dan öne çıkanlar
Facebook, Cursor ve Kalshi gibi girişimlerin ilk yatırımcılarından, akademisyen olan babası yıllar önce Suriye’den ABD’ye göç edince, kardeşiyle beraber ayrı ayrı very-big-tech’lere exit eden Ali Partovi, uzunca bir süredir (sizlere ilk kez #67. sayıda bahsetmişim) odağına yetenekleri ve bu yeteneklerin etrafında kurguladığı komüniteleri almıştı.
Hafta içinde paylaşılan Neo’daki gelişmelerden öne çıkanlar şöyle:
Neo Residency adını alan ve yenilenen program, yine üniversite öğrencilerini ve genç kurucu ortakları hedefine alıyor, en büyük değişim ise programın artık daha da ‘girişimci dostu’ bir hale bürünmesi. Neo artık 12-15 girişim seçeceği programda ekiplere vereceği $750k’yı uncapped bir SAFE ile veriyor. Bu da kabaca; eğer girişim 15 milyon dolardan ilk yatırımını alırsa Neo’nun %5, eğer ilk yatırım turu $100m değerleme ile gerçekleşirse (ki post-AI’da artık gayet mümkün) Neo’nun %0.75 hisse oranına sahip olması demek.
Y Combinator ya da A16Z’nin Speedrun’ı ise girişimlere hem daha düşük tutarda yatırım yapıyor (500 bin dolar) hem de çok daha avantajlı term’ler alıyorlar.
Programa seçilen ‘yetenekler’ üç ay boyunca Neo’nun SF’deki ofisinde çalışıp aynı zamanda Oregon dağlarında 2 haftalık bir de bootcamp’e katılacaklar. Bu bootcamp’de operator yani bizzat elini kirleten isimlerden mentorluk alacaklar.
Ancak asıl fayda, kuşkusuz programın getirdiği etiket. Önde gelen VC’lerin bu programdan çıkan girişimleri mercek altına aldığını söylememe gerek bile yok. Mezunlar arasında A16Z ve Sequoia gibi isimlerden yatırım almış, fintech ve AI şirketlerine rastlamaksa zor değil.
Hemen bir örnek; Partovi, Cursor’ın kurucu ortağı olan Michael Truell ile henüz kendisi MIT’de öğrenciyken tanışmış ve bugün milyarlarca dolar değerlemeye sahip olan girişime en erken aşamada yatırım yapmış.
Neo Residency, ayrıca bireysel olarak programa kabul edeceği 5-8 öğrenciye de bir dönem projeleri üzerinde çalışmaları için $40k veriyor. Bu 40 bin doları almak için herhangi bir şart; şirket kurma zorunluluğu ya da Neo’nun ilerideki şirketinize yatırım yapma hakkı da yok.
Stripe’s 2025 Annual Letter
Sizce startup dünyasnda love-mark şirketim hangisidir? Ahh keşke şu koca Soft Commitment’ın 225 sayılık arşivini en doğru yöntemle bir LLM’e verseydik de bize bir yanıt verseydi… Ah pardon, Soft Commitment AI’ın lansmanını daha yeni yaptık değil mi?.. :) Şaka bir yana Stripe, ilk günlerinden beri takip ettiğim ve her yönüyle beğenimi kazanmayı başaran bir şirket.
Geçtiğimiz seneki Annual Letter’larını da #177’de konu etmiştim; hafta içinde ise Stripe’s 2025 Annual Letter (.pdf) yayınlandı. Soft Commitment bakışına hiç vakit kaybetmeden geçelim…
Dünya GDP’sinin %1.6’sına tekabül eden $1.9t işlem hacmi, tam 5 milyon adet kayıtlı işletme, Deleware şirketlerinin 1/4’ünün Stripe Atlas ile kuruluyor, bu yıl gelenler geçen sene gelen şirketlerden %50 hızlı büyüyor, bu yılki müşterilerin %60’ı ABD dışı, 81k işletmeye kredi verilmiş. Son bir metrik daha; işlem hacmi 2025’de 2024’ün %34 üzerinde!
Hala halka açık olmayan Stripe son secondary işlemlerde $160b değerlemeye dayandı. Hatta bunun üzerine borsada değer kaybetmeye devam eden PayPal için bir ‘Stripe satın alacak’ dedikodusu dahi çıktı ki dedikodu sonrası PayPal, borsada %25 değer kazandı.
Stripe müşterilerinin yaptığı cironun %30’u, kendi kendi ülkelerinden ne de ilk 10 ekonomiden geliyor. ‘Global’e açılmak’ deyimini biz sıklıkla kullanıyor olsak da, Stripe verilerinde bir esamesi okunmuyor.
Stripe’ın perspektifiğinde AI Coding’in açtığı pencere, sonuca da yansıyor. iOS uygulama sayısı bir önceki sayıda bahsettiğim gibi %60 arttı, GitHub’taki hız (push sayısındaki) %41 yükselmiş durumda. Sonuç derken kastettiğim de son bir yılda sıfırdan $10m ARR’a çıkan Stripe müşteri sayısındaki artış; 2x. Şirkete göre kazanan ya da kaybeden artık onlarca yılda belirlenmiyor.. Winner takes most çağını, hızlandırılmış olarak yaşıyoruz.
Stablecoin’lerin işlem hacmi, Stripe’a göre (bu hacmi hesaplamak için farklı bakış açıları var, hatta Visa’nın yaklaşımından da #169’da bahsetmiştim, bu sebeple ‘Stripe’a göre’ diye vurgulamak istedim) son 1 yılda 2 katına çıkmış, toplam hacmin %60’ı da B2B ödemeler.
Stablecoin’lere dair daha da ilginç bir veri şurada. Tüm dünyada kart şemaları, hem de tamamı, hacim kaybediyor. Bu düşüşün tamamı olmasa da bir kısmı da stablecoin’lere yorulabilir.
Burada da Meta’nın stablecoin’leri, WhatsApp ve Instagram gibi ürünleri başta olmak üzere 2026’nın geri kalanında odağına koyduğu anlatılıyor.
Stripe, çoktandır bir ödeme çözümü değil, bir programlanabilir finans şirketi. Bu senenin raporunda öne çıkan bazı ürünlere bakalım hemen:
110 milyondan fazla blockchain cüzdadının web2 deneyimiyle kullanıcıyla buluşmasını sağlayan Privy, stablecoin’ler için bir ödeme orkestrasyonu sunan Bridge ve ödeme odaklı bir blokchain olan Tempo ile beraber gün geçtikçe geleneksel finansa yakınlaşan ve önemini artarak koruyacak gibi duran web3’ün ödeme ile buluştuğu noktada Stripe’ın tam hakimiyeti söz konusu. İlk iki çözüm satın alma, Tempo ise Paradigm isimli VC ile co-create ettikleri bir proje.
Manus, Base44, Replit ve Vercel gibi AI Coding araçlarıyla entegrasyon sayesinde 100 binden fazla sand-box ortamında AI agent’ların ödemeye dokunduğu noktada kullandığı çözüm olan şirket, yıl içinde OpenAI ile de özel bir anlaşmaya gitti ve platform içindeki uygulamaların ödeme çözümü oldu.
Ödemelerin önemli ölçüde agentic yapılara kayacağını savunan Stripe, bu dönüşüme hem yukarıda bahsettiğim işbirlikleri hem Agentic Commerce Suite’i (ACS) ile hazır durumda. Karışmasın, Stripe ile OpenAI’ın beraber geliştirdikleri ürünün adı da Agentic Commerce Protokol (ACP).
Kapanış…
Bi sonraki sayı, yani #200, bir bayram arasından sonra, yani 31 Mart Salı günü, her zamanki Soft Commitment saatinde sizlerle olacak.
Fikir ve önerilerinizi iletmek için; eğer Substack’den e-bülteni okuyorsanız, bu e-postaya yanıt vermeniz en iyi seçenek. LinkedIn’den okuyorsanız da -ki bence Substack’in okuma deneyimi on kat falan daha iyi- mesaj kutumu kullanabilirsiniz.
Erken erken bayramınızı da kutlamış olayım. Sevgiler!




