Soft Commitment #201 | "AI-first" dönemde organizasyonel dönüşüm
Meta'nın çalışanlarını harcadıkları token’lara göre bir liderlik tablosuna koyması, AI ile en çok tehdit edilen grubun orta düzey yöneticiler olması ve dahası... 5 madde, 10'larca bilgi ve içgörü...
Soft Commitment’ın yeni sayısından herkese merhaba!
Kısaca ‘benden haberler’ ile başlayayım:
‘1,000 true fans’ diye 9 yıl önce yola çıkmıştım, bugün 10,000 kişiyiz. Hafta içinde bi başka mil taşını daha devirdiğimi farkettim; LinkedIn’de son bir yılda 1,000,000 görüntülenme. Tabii çok daha önemlisi; bu 200,000 tekil insanıın kimler olduğu. Bu noktada da LinkedIn; %60’ının orta ve üst düzey yönetici olduğunu söylüyor. Daha fazla görüntülenme almaya hiç oynamadım, LinkedIn klişelerine hiç düşmedim; ki zaten 200 civarındaki post’un çok önemli bi kısmı da Soft Commitment bölümleriydi.
15 Nisan Çarşamba günü Tech Leaders Summit’teyim. Konu ve konuşmacılar oldukça güçlü, hatta neredeyse tüm ‘big enterprise’ segment şirketlerinin CIO ve CTO’ları etkinlikte olacak diyebilirim. :) Ben de değerli isimlerle beraber ‘AI-Driven Company olmak’ hakkında konuşacağım.
Tech Leaders Summit’e kayıt olmak isteyenleri, «SOFTCOMMITMENT» kodu ile yüzde 40 indirim bekliyor.
Rastlamanızın pek de kolay olmadığı konu ve içgörülerle, zihninizde daha sonra birleştirmeniz için çok sayıda nokta oluşturmaya çalışacağım.
Son 15 güne Soft Commitment bakışı atmaya hazır mısınız?
Keyifli okumalar,
OpenAI, ortalamada 80k izlenen TBPN’yi $100m’a yakın bir bedelle satın aldı
“Every startup is a media company. Every founder is an influencer.” başlığını atmamın üzerinden neredeyse iki sene geçmiş. 2010’larda da hatırlayacaksınız; “content is king” derdik, aslında o günden bugüne çok bi şey değişmedi, sadece konunun önemi arttı, hatta her yol buraya çıkmaya başladı.
OpenAI da hafta içinde yaklaşık 1 sene önce kurulan; her bölümü ortalama 80 bin izlenen, geçen seneyi $5m ciroyla kapatan TBPN’i satın aldığını açıkladı. Net bir tutar paylaşılmasa da $100m altında ama oraya da çok yakın bir yerden anlaşma yapıldığı söyleniyor.
TBPN kurucu ortakları, 200 binlik core bir teknoloji kullanıcısını hedeflediklerini söylüyorlar, TBPN’nin e-bültenine kayıtlı kişi sayısı 170k, ana mecraları ise video içerik olsa da YouTube değil, Twitter. Aşina olmayanlar için TBPN, her gün ve üç saate varan teknoloji sohbetlerine ev sahipliği yapan, bizzat kurucuların ekranda olduğu ve sıklıkla konuk da alan bir yayın-dı.
‘owned media’ kategorisinde başta VC’lerin ve markaların yaptıklarını,
kendi işlerini daha da büyütmek üzere hareket eden ve halihazırda bir şeyler başarmış kişilerin yaptıklarını
ve arkasında bir otorite/kişi bulunmayan no-name yayınları
saymazsak ki bunlar pek de ‘satın alınabilir’ değiller; akla gelen az sayıdaki mecra arasında belki de en önde geleni olan TBPN, bana sorarsanız OpenAI için doğru bir hamle. TBPN’nin hedeflediği 200k kişi hem karar verici, hem de erken benimseyen yani peşinden milyonları sürükleyebilen, gündem belirleyen insanlar.
OpenAI pek tabii ki kurucu ortakların (aynı zamanda ekran yüzlerinin) işin başında kalacaklarını, TBPN’nin daha geniş bir skalada ve daha sık içerik üreteceğini, bunu yaparken de bağımsızlığını koruyacağını söylüyor.
Diğer yandan satın almaya dair önemli bir detay; TBPN kurucularının OpenAI içinde iletişim değil, strateji birimi altında konumlanacak, strateji liderine rapor verecek. Bu departman aynı zamanda regülatör ve kamuyla ilişkileri de üstleniyor.
“Standart iletişim playbook’u bize uymuyor. Biz tipik bir şirket değiliz. Gerçekten büyük bir teknolojik dönüşümü yönlendiriyoruz.” Fidji Simo
Fidji Simo, OpenAI’ın Uygulamalar CEO’su olarak görev alıyor, şirketin TBPN’yi neden satın aldığını çalışanlara tam olarak bu şekilde açıkladı.
Kapanışa gelirken; bir teknoloji şirketinin, bir medya şirketini satın almasına pek de denk gelmiyoruz, daha doğrusu gelmiyormuşuz, ben de şaşırdım zira.. Az sayıdaki örneğe bakınca satın alan taraftaki isimler şöyle: şirket olarak Stripe ve Hubspot, iş insanlarındaysa Jeff Bezos, Marc Benioff ve Elon Musk (Twitter’ı da saydım).
Artık teknoloji odaklı medya şirketi kurup büyütmenin maliyeti de düşmüşken; bu örneklerde artış bana kaçınılmaz geliyor. Sayı bir anda 10 katına çıkmaz, zaten bu kadar şirket de yok ‘satın alınabilir’; ama OpenAI gibi AI-first dönemde pozisyon alanlar olacaktır.
Revolut’tan bankacılığın geleceğine dair örnek AI projesi (“money intelligence”)
Geçtiğimiz haftalarda kapalı devre olarak düzenlenen ve bankacılık ile finansın AI dönüşümü konusunu ele alan bir etkinliğe katılmıştım.
Oradan aklımda kalan cümlelerden biri; üretken yapay zeka da dahil olmak üzere bankacılığın, aslında her yeni teknolojiye sırasıyla şu şekilde baktığını söylüyordu:
önce cost optimization
ardından verimlilik
en son aşamada ise sektörel dönüşüm
Revolut da hafta içinde son aşamadan bir proje yayınladı: AIR - AI by Revolut. Bu son aşama ne demek biraz daha açmak gerekirse; bankacılık bir ürün olarak nasıl değişecek, kullanıcılar aslında ne istiyor, gelecekte finansal ürünlerle interaksiyon hangi zeminde olacak?
AIR’ı en kısa şöyle anlatabilirim: diyalog tabanlı bankacılık. Yani ever bir özünde bir chatbot, ama pek de bugüne kadar kullandıklarımız gibi değil. Tamamen kişisel bi deneyimle, içinde hemen her aksiyonu alabildiğimiz, pro-aktif…
‘Gelecek böyle olacak’ seviyesinde bir ürün mü değil, ama fazlasıyla fikir veriyor. Bankacılık; daha sosyal olacak hayata dokunacak, şu an AIR tam olarak öyle değil ama pro-aktif iletişim kuracak… Son olarak; AIR markasını beğenmedim, tasarımı da chatbot’ların alışılmış yapısından pek çıkamamış, daha yenilikçi bir yaklaşıma ihtiyaç var.
Geleceğin bankacılığında mecra neresi olacak: finansal uygulamalar mı AI mı?
Peki halihazırdaki finans devlerinin kendi AI ürünlerini çıkarmasıyla; ‘AI-first’ ürün şirketlerinin finans ürünlerini çıkarması arasında ne fark var?.. İşte bankacılığın çok iyi bir deneyim sunması için bir sebep daha. Kullanıcıların mecrası değişebilir.
Hafta içinde Perplexity, Perplexity Computer içinde Plaid sayesinde 12 bin finans ürünü ile entegre olabilen özelliğini duyurdu. Finansal hayatınıza soru sorabilir, en önemlisi harcama ve bütçeleme gibi alanlarda; kendi küçük ürünlerinizi hayata geçirebilirsiniz.
“AI-first” dönemde organizasyonel dönüşüm…
1- Meta, çalışanlarını harcadıkları token’lara göre bir liderlik tablosuna koyuyor
Bana sorarsanız baya riskli bir hareket. Meta’nın 85 bin çalışanı, son bir ay içinde 60 trilyonluk token ‘yakmışlar’. Zuckerberg ilk 250 içinde kendine yer bulamamış, bazı birimlerde kişi başına ödenen maaşın üzerinde token harcaması var.
Token harcamalarına limit getirmek lazım demiyorum yanlış anlaşılmasın, aksine… Ama kişiye ve üzerinde çalıştığı göreve göre bir hayli değişiklik gösterebilecek bir metriği bu denli merkeze koymak, hiç de doğru olmayan bir teşvik mekanizması yaratıyor noktasındayım.
Yakın geleceğin ikilemi; Compute budget vs headcount
Google CEO’su Sundar Pichai, verdiği bir röportajda artık ekip ve proje bazlı olarak compute kullanımını haftalık şekilde takip ettiğini söylüyor. Yakın gelecekteki CFO sorularından biri de ‘mühendislik bütçesinin ne kadarı token’lara gidecek?’ olabilir.
Benzer şekilde CTO’lar da ‘hangi proje için ne kadar inference ayıracağız?’ sorusu ile başbaşa kalacak gibi duruyor.
2- Marc Andreessen’a göre AI ile en büyük zararı orta düzey yöneticiler görecek
Marc Andreessen; Ford örneğindeki gibi, 1900’lerin ilk yarısında şirketi kuran kişi o şirketi her anlamda var eden kişiydi diyor ve bu dönemi ‘burjuva kapitalizmi’ olarak isimlendiriyor. Buradan profesyonel yöneticilerin dönemine geçiş yaptığımızı, ve AI ile beraber bu grubun en büyük riski taşıdığını söylüyor.
3- “From Hierarchy to Intelligence”
Marc Andreessen’in söylediğine oldukça benzer bir şeyi, farklı bir açıdan, Twitter ve Block’un kurucusu olan Jack Dorsey ve Sequoia Capital’ın ortaklaşa kaleme aldığı bu yazı da söylüyor: From Hierarchy to Intelligenge.
Şirketler, şirketlerden de önceki dönemde ordular, neden hiyerarşiler kurdular? En temelde şu sorunun yanıtını aradıkları için: ‘Bilgiyi nasıl organize ederiz ve insanları nasıl koordine ederiz?’… Bugünkü şirketler şu mantıkla çalışıyor:
Middle management → bilgi taşıma sistemi
Hiyerarşi → iletişim altyapısı
Yazıda sorgulanan soru da şu; artık bu hiyerarşiye eskisi kadar ihtiyacımız yok.
4- Shopify’ın AI-first engineering playbook’undan öne çıkanlar
Shopify kurucusu Tobi Lütke’nin hayatımıza soktuğu ‘AI-first company’ deyiminin ve Tobi’nin şirket içinde sirküle ettiği o meşhur memo’nun üzerinden tam bir sene geçti.
Bessemer’e konuk olan şirketin Head of Engineering’i Farhan Thawar’ın anlattıkları arasında öne çıkanlar:
Asıl mesele ‘AI adoption’ değil, ‘AI reflex’. Yani bir problemle karşılaşında ‘AI ile bunu nasıl çözerim’ diye bakıyor musun bakmıyor musun?
Shopify’da kültür yukarıdan aşağıya iniyor. Liderlerden AI’ı nasıl ve nerede kullandıklarını bizzat göstermeleri bekleniyor ve tabii ki performans sistemi de bu doğrultuda baştan yazılmış.
Son zamanlarda sıklıkla örneğini (örneğin Block’ta) gördüğüm gibi; Shopify’da da ‘internal AI operating system’ oluşturulmuş durumda. Yani; şirketin tüm verileri kapsayan MCP server’lar, prompt kütüphanesi, merkezi bi LLM-routing çözümü…
Finans, satış ve HR gibi birimler; kendi ihtiyaçları doğrultusunda kendi internal araçlarını geliştiriyor, yazılım ekipleri bottleneck olmaktan çıkıyor, yazılımın da merkezi olmaktan çıktığı gibi…
Daha fazla koda, daha fazla çıktıya değer verilmiyor; bunun yerine etki üzerine yoğunlaşılıyor. Silinen 6 satır kodla $600k tasarruf edilmesi örneği, tam olarak burada veriliyor.
Yine Soft Commitment’ta yer verdiğim bi kavram olan ‘comprehension debt’ Shopify’ın da gündeminde. AI evet her şeyi çok hızlandırıyor; ama çalışanlar da olup biteni daha az anlıyor, domain bilgisi azalıyor, debugging zorlaşıyor... İşin kötü tarafı, problem net, ama Shopify’ın da anlatabildiği net bir reçetesi yok. :)
5- AI’da verimlilik lineer değil
Harvard ile BCG’nin yaptığı ‘Navigating the Jagged Technological Frontier’ başlıklı çalışma da kıymetli.
Çalışanları üç gruba ayırıp (AI kullanmayanlar, sadece GPT-4 kullanabilenler ve prompt yazma eğitimi alıp GPT-4 kullananlar); yaratıcılık ve analitik düşünmeyi gerektiren 18 farklı görev veriliyor. AI kullananlar daha hızlı, daha kaliteli, daha çok iş üretiyor; burada fark bariz ortada. Ama bu kişiler, AI’ın ‘sınırları dışında kalan’ görevlerde ise %20 daha başarısız oluyorlar.
Zaten çalışmanın vurgu yaptığı temel nokta da tam olarak burası; AI kullanmak bi zeka artışı demek değil, AI kullanmak lineer de değil.
Özetle; AI’ı doğru yerde kullanmak gerekiyor. Diğer yandan bu satırları okuyanların hemen aklına gelecek “human-in-the-loop” yaklaşımı için de sonuçlar şaşırtıcı… Yani evet; AI ile insanların beraber çalıştığı durumlarda da her zaman en iyi sonuç gelmemiş.
Buradan da ‘model routing’ gibi ‘task routing’ kavramına geliyoruz. Ve az sonra okuyacağınız Zapier’in de vardığı gibi ‘işletim sistemi olarak bakma’ meselesine…
6- Zapier’in tüm organizasyonuna uyguladığı AI Fluency Rubric
Benim de sizlerle paylaştığım gibi yaklaşık bir sene önce ilk versiyonunu paylaşan Zapier, hafta içinde de AI Fluency Rubric’in ikinci versiyonunu duyurdu.
Bu ikinci versiyonda belki de en dikkat çekici nokta; Zapier’in -hem eski hem de ekibe katılacak olan yeni- çalışanlarından minimumdaki şu beklentileri:
AI’ın temel işlerine entegre olması
Tek seferlik prompt’lar değil, tekrar eden sistemler kurmaları
Kalite, verimlilik veya benzeri çıktılarda net etki yaratmaları
Çoğu şirket hâlâ çalışanlarına ’AI kullanıyor mu, kullanmıyor mu?’ gözlüğünden bakıyorken, Zapier işe alım, onboarding, eğitim, KPI’lar ve yönetici beklentileri gibi çok sayıda konuyu bu çatının üzerine oturtmuş.
Bu da AI dönüşümlerinin işletme sistemi mantığıyla yapılması gerektiğini bize gösteriyor ki fazlasıyla katılıyorum. Bir başka deyişle de; ‘X pozisyonu AI’a yenik düştü’ diyerek değil, tüm süreçleri yeniden düşünüp tasarlayarak.
Dikkatimi çeken AI ürünleri ve güncellemeleri
1- “OpenClaw anı”
Microsoft; Microsoft 365 içine OpenClaw destekli bir kişisel asistan koymak için mühendislik liderlerinden Omar Shahine’yi görevlendirdi. Açık kaynak kodlu bir proje olarak OpenAI’ın satın aldığı OpenClaw’un kurucusu Peter da bu hamleyi, ekosistemi büyüttüğü için pozitif buldu.
Sadece Microsoft 365 gibi işletim sistemi seviyesinde değil, tüm platformları bir ‘OpenClaw anı’ bekliyor.
OpenClaw ile olan kişisel deneyimimden hareketle şunu söyleyebilirim: daha dar kapsamlı ve kendi dosya yapısı sayesinde odaklı bir context sunduğu için, API üzerinden entegre ettiğim model, LLM’in kendi arayüzündeki aynı modele kıyasla daha tutarlı ve isabetli sonuçlar verebiliyor... Bu da şunu gösteriyor; performansı belirleyen şey tek başına model değil, modele verilen problem tanımı ve context yapısı da çok önemli. Merak edenler için model önemli değil; ama Gemini 3.1 Pro.
Bu noktada Claude’un OpenClaw’a cevabı niteliğindeki Managed Agents özelliğine göz atmak isteyebilirsiniz.
2- Frontier modeller, platformları dışında token kullanıma izin vermiyor
Önemsiz gibi görülebilir ama; Anthropic hafta içinde OpenClaw gibi harici platform kullanımında aynı hesabın limitinin geçerli olmayacağını açıkladı. Yani Claude için satın aldığınız paketteki token’lar, başka bir platformda harcanamıyor… Tabii ki API ile parasını ödeyip kullanırsanız o ayrı…
Önemli çünkü SaaS’ların, OpenClaw gibi LLM’ler dışında kalan AI araçlarının model kalitesi noktasında açık kaynağa ve kendi geliştirdikleri çözümlere muhtaç olmaları demek.
Yani öyle görünüyor ki en güçlü modeller, sonunda yalnızca o model üretenlerde kalacak…
3- Poke: Mass için OpenClaw
Hemen yukarıda ‘OpenClaw anı’ dedim ya, mass için OpenClaw anı da Poke olsa gerek. Hafta içinde $300m değerleme ile yeni yatırımını da duyuran Poke; kişisel bir AI asistanı.
iMessage, SMS, Telegram ve bazı ülkelerde WhatsApp üzerinden ulaşılabilen Poke ile takviminizi yönetebiliyor, iş uygulamalarına, akıllı ev sistemlerine bağlanabiliyor. Alamet-i farikası ise; aynı OpenClaw gibi otomasyon odaklı olması… Burada detaylı bir demo mevcut. Bence 2026 içinde satın alınırlar, hatta muhtemelen OpenAI alır. :)
4- WebBrain: Açık kaynak kodlu Browser Agent
Şimdi mass’e değil, aksine biraz nerd’lere hitap eden bi ürünle devam ediyorum: WebBrain.
Türkiye’nin birinci nesil girişimcilerinden olan Emre Sokullu tarafından geliştirilen WebBrain, tarayıcınız için açık kaynak kodlu ve ücretsiz bir agent altyapısı sunuyor.
Google Chrome ve Firefox üzerinde çalışabilen WebBrain; sayfalarını okuyabiliyor, prompt’unuz doğrultusunda web sitesi üzerinde otomasyon yapabiliyor. Seçtiğiniz LLM ile çalışabilen WebBrain, self-hosted olarak çalışıyor, açık kaynak modellerle beraber tamamen ücretsiz kullanılabiliyor, local’inizdeki LLM’lerle çalışabilmenizi mümkün kılıyor. WebBrain’in ‘ask mode’ ve ‘act mode’ dediği iki ayrı modu var.
Nerd’lere hitap ediyor dedim çünkü LLM’lerden çıkmak kolay değil, veri üzerine bir mahremiyet beslemek de bir hayli zor bulunan bir niş. Ama LLM ve ‘very-big-tech’ bağımlılığından çıkabilmek adına kesinlikle güzel bir alternatif.
Kısalar…
50. yaşını kutlayan Apple’ın (burada The Verge imzalı güzel bir derleme var) ilk değil ama 1. yılındaki ilk yatırımlarından birini Sequoia’dan almış. Ve burada da Don Valentine imzalı investment memo var, şöyle anlatayım, memo elle yazılmış. :) Böyle teknoloji anlarını seviyorum, sizinle de paylaşmak istedim.
Bir girişim, YC’nin son dönemindeki onlarca girişimi bir gece klonlamış... :) Bu girişimin adı Feltsense, mottoları: ‘AI Agents as Fully Autonomous Founders’.
Hype’ın olmazsa olmazlarından yanlış bilgi ve çarpıtma… Kimi zaman daha ilgi çekici olduğu için kimi zaman da istemeden. Burada 2 kişilik bir şirketin $1b’lık ciro eşiğine ulaşmalarının arkasındaki illegal konular ve yalanlar var. Burada da önce bir Hollywood oyuncusunun geliştirdiği söylenen ama daha sonra aslında kendisinin sadece marka yüzü olarak GitHub reposunun iletişimini yapmasının örneği var.
Kapanış…
Soft Commitment’ın 201. sayısı da burada sona erdi.
Fikir ve önerilerinizi benimle paylaşmak için; Substack’den e-bülteni okuyorsanız, bu e-postaya yanıt vermeniz en iyi seçenek. LinkedIn’den okuyorsanız -ki bence Substack’in okuma deneyimi on kat falan daha iyi- mesaj kutumu kullanabilirsiniz.
28 Nisan Salı günü, her zamanki Soft Commitment saatinde, e-posta kutunuzda ve favori podcast uygulamanızda görüşmek üzere.


